![]() |
MAVİ SÖZLER | ![]() |
|
|
||
|
Ölümsüz kırmızı güller.. Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da.Rose.. Gül.. Kocasının sevgili Rose'u.. Her yıl Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış,gülleri kucağına bırakılmıştı.. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte.. Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı: "Seni geçen sene bugünkünden daha çok seviyorum.." Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden ısmarlamış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?.. Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi.. Yumurta kapıya gelmeden.. Gülleri özenle içeri taşıdı.. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi..Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri vefotoğrafı seyretti. Sessizce.. Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi.. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı.. Onu bu kadar üzmeye kimin ne hakkı vardı? "Biliyorum" dedi, çiçekçi.. "Eşinizi geçen yıl kaybettiniz.. Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti.. Hep öyle yapardı, zaten.. Hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart.." Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapadı. Parmakları titreyerek zarfı açtı.."Merhaba sevgilim" diye başlıyordu, kart.. "Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır.Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim, kim bilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılamayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin..Dostum, sevgilim, benim. Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin. lütfen.. Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim. Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak.." -------------------------------------------------------------------------------- SON DALIŞ Denizi özlüyorum, oysa ben denizi hiç sevmedim ki.. "Güvende olma" adına sentetik bir patika izledi tercihlerim ve ben hayatımın büyük çoğunluğunu havuz kenarlarında geçirdim. Tuzlu su gözlerimi yakmadı, diz kapaklarım ya da dirseklerim gelişi güzel yaralarımın sızlamasını bilmedi. Yengeçten hep korkmuşumdur ama hiç bir yengeç ayağımı ısırmadı, yosunlardan da kaçmadım ve arkadaşlarım ellerinde deniz anaları, beni kovalamadılar. Ben hiç deniz anası görmedim ki, dalgaların arasında hiç kaybolmadım, deniz yatağıyla açılmadım diye annemin yüreği ağzına gelmedi, ben hiç derinlere açılamadım ki.. Kokusunu biliyorum denizin, köpükleriyle süslenmiş gözbebeklerini görüyorum "derin"lerin.. vapurun arka kısmında dalgaların kucağına atılma arzusu sonum olacaksa varsın olsun! Sentetik patikam daraldı iyice, devam etmeye uğraşmak, boşa kürek çekmenin ikizi... Kalakaldım, bekliyorum. İnsanın "bomboş" diye tanımladığı ama esasında çaresiz olduğu anlar vardır ve o "an"larda insan hep bekler..."bekliyorum"ların ardına yaslanır, yorgundur, biraz soluklanır. İşte böylesi bir soluklanma arzusunda ve dermansızım.... "bekliyorum" umum bile taşımıyor beni artık. Soluklanmaya fırsatsızım. Bomboşum ben gerçekten belki de... Patikam daralmış, havuz suyuna karışmış kan kokusu, yengeçlerden korkmama isteği, kimbilir belki de yosuna basıp kayma, deniz tuzunun yaralarımın çeperlerine yerleşme ihtiyacı... Denize koşuyorum ben, derinlere atılmak en olmadık zamanda. Olmadık, yani çok geç...en "geç" zamanda... Ölüme yüzmek benimkisi... İstanbul'umun eşsiz bahar havası, vapurumun köhne arkası, çayımın son yudumu, denizi özlemek, ölüme atlamak, sahip olamadığım herşeyi sevmek, nefret ettiklerimi özlemek gibi, derinlerde ölümün kıskacını ayağında hissetmek, yaralarımın tuza doyması... Son nefesim ve ölümün gözlerindeki binlerce balık... Cosi -------------------------------------------------------------------------------- DÖNDÜM Bakma sen gözümün yaşlı oluşuna. Ben döndüm, inan döndüm bugün. Hani bir film seyrederken başrolde oynar bulursun kendini. Ekranda yaşayan sensindir sanki. Onunla beraber gülersin ya da ağlarsın -fark etmez nasılsa, ikisi de bir değil mi. Film bittiğinde kendine gelmen yani alışık olduğun ben olman biraz zaman alır. Kişiden kişiliğe değişir bu zaman. Ama dönersin bu küçük yolculuktan eninde sonunda, daha uzun zamanlarda yaşanacak daha az heyecanlı filmlere: Gerçek bir hikaye bu! Ya da bir nefeste okuduğun kitabın son sayfasını da sola döndürdüğünde geceyarısı bir vakit yatağında, düşünürsün hala kitabın dünyasında. Zaman alır dönmen odana, ışıkları kapatman gerekliliğine. Ve dönersin. O kadar da zorlamazsın zaten. Belki bir kaç kez daha düşecektir ben değilken tecrübe ettiklerin aklına, etkilendiklerin karşına çıkacaktır kimi maskeler altında. Ama gerçek hikayende kaldığın yere (kaldığın yere !!) dönmekte hiç de zorlanmazsın. Zor olan, döndüğünde bıraktığın ben değilsindir sen. Arada, başka yerlerde başka kişiliklerle yaşadıkların değiştirmiştir benini, "biraz sonra buluşuruz" diyerek randevulaştığın kendin beklerken seni. Kendin kendini beklememiştir ki.Bizim hikayemiz de bitti. Sen çevirdin sola sayfayı ve ya başrolde ben öldüm sonu önemli mi bilmiyorum ama bitti işte. Yazılar geçerken de hüzünlendik. Hatta ağlayanlar bile oldu belki seyirciler arasında. Ve döndüm. Ama yaşandı bir kere. Bundan sonrası arada hiçbir şey yaşanmamış gibi olamaz ki benim için. Belki gittikçe solacak görüntüler ve sesler ağırlaşacak ama getirdiklerin var, götürdüklerin neler acaba? Dönerim, çok kolay, ama o sahneleri gördükten o kelimeleri okuduktan o hikayeyi dinledikten sonra aynı noktada devinimsiz kalabileceğimi söyleyemezsin bana. Hele hele o gülümsemeleri yaşadıktan, o teni hissettikten sonra nerden başlamıştım ya da başladığımda nerdeydim sorma bana.Bu yolculuk benim, en başında söylemiştim sana. Bu yolculuk senin, biliyorsun. Bir süre aynı rüzgarla şişirdiysek yelkenimizi aynı gemide sanmayalım kendimizi ama o tatlı esinti ve hatta o fırtınanın sert dalgaları yalamadı mı benliklerimizi. Yolculuktan döndüM. Bırakıyorum yolculuğun içeriğini: nasıl yaşadı ve niye bitti! Her başlangıcın sona eşdeğer olduğunu biliyordum ve süreçlerle bir sorunum yok şu anda ama döndüğüm liman yolculuğa başladığım liman olamaz. Olmadı da: Ne güzel! Büyük yolculuk devam ediyor. Hep döneceğiz heyecanla başladığımız yolcululardan bitişlerin getirdiği köslükle. Döndüğümüz limanlar yepyeni limanlar olacak ki yeni yolculuklara çıkabilelim. Bir ilerleyiş sanıyordum ben bu dönüşleri: Bir çıkış ve yükseliş sanıyordum döndüğümde son yolculuğumdan. Artık biliyorum ki yolculuklar uçsuz bucaksız olanaklar denizinde sadece bir rüzgara bırakma kendini ve bir yöne yönelme. Ne ileri ne geri ne aşağı ne de yukarı. DöndüM. Bakma sen gözümde hüzün biriktirdiğine bu yolculuğun. -------------------------------------------------------------------------------- ÖĞRENDİM Senin sözlerinle kapattığım günümü yine senin sözlerinden oluşan bir karabasana döküyorum gün yeni başlıyor benim için, belki de asla bitmiyor sen yüklü ayrıntılarım... ismi sen, kokusu sen, tadı sana dair bir devinimden ibaret yaşamım, uzun zamandır. anlaşılmadığımı, ya da yanlış hükümler altında ezildiğimi sana itiraf edip aynalardan kaçmak yerine, gözlerindeki yansımama sarıldığımı hatırlıyorum... Sende "beni" sevdiğimi hatırlıyorum sadece.. belki de bir tek bu hatıranın direni, içimde sana rağmen, seni reddedercesine yine "seni" yaratan... bilmiyorum ama artık sorgulamıyorum küçük prensim ne seni ne de varlığını, hayatıma girişini, yarattığın mucizeleri... hiçbir şeyi sorgulamıyorum artık sevgilim.. kendimden başka... hiç bir anlama dökmüyorum bakışlarını kimselerin, ya da hiç bir engel koymuyorum önüme seni düşündüğümde... Artık o çok sevdiğin gülümsememi serbest bıraktım.. mutluluğum suçlulukla örgülü değil, utançlarımsa bana doğal geliyor, "insanım ne de olsa" deyip geçiyorum.. üstünde durmuyorum eksikliklerimin ya da onları siper edip saklanmıyorum kimseden... beklemeyi öğrendim.. belki de sadece kendiyle savaşta yenilenin, yine "ben" olacağım gerçeğiyle yüzleştim.. -------------------------------------------------------------------------------- ARADIM aradığın, ölümsüzlük, ölümsüz bir tutku, varoluş biçimi, onsuz varolamayacağın bir aşk ve maalesef herkes ancak bir kere ve yanlızca bir kişiyle yaşayabiliyor bu aşkı. bir kere ve bir kişiyle çünkü büyüyoruz. büyüdükçe saflığımızı feda ediyoruz hafif gülümsemelere. hayatın hesapsız bir değiş tokuşu bu: saflığına ve yaşanmamışlığına karşı büyümek (olgunluk da diyor olabilirler) ve umursamazlık (hayat gayesi n'aparsın da diyorlar, eminim). beni üzemiyorsun mesela maalesef. halbuki ben böyle değildim. hele bir de yaz mevsim, öyle bir sarhoş olurdum ki senle dolunayda (!), öyle bir dalardım ki denize geceyarısı aşkla, kapında yada telefonda yada Bodrum'da hadigari'de ağlayanın (!) ben olduğuma inanamazdın. ama artık büyüdüm! 5 yaşında anneme bağırdığında babamı tek kurşunu ile vurduğum tabancamı annem küçük kuzenime verdi, monopoly'im de tozlanmış ve piyonları çok eskimiş. çünkü artık büyüdüm, öyle çocuk (!) gibi aşık olmuyorum. bir kere ve bir kişiyle. söylemiştim değil mi! sen unutmazsın ve hissedersin. nasıl bir oyun bu. nasıl bir sessizlik. sen misin bunları yazan yoksa ben mi ayırt edemiyorum. çünkü ben büyümek istemiyordum. ağlayabilmek istiyorum. -------------------------------------------------------------------------------- SANMAK Geçmiş, arada yaşanmış zamanlar ve bugün. Geçmiş ile bugün arasındaki mesafe belirleyecek sanrılarımızı ve gerçeklerimizi. Bugün hep, gerçeklerimiz o zaman. Sandıklarımız dünümüzden getirdiklerimiz. Çünkü bugün sandıklarımız gerçek değiller. Bugün sanmıyorum! Dün sanar-dım.Peki yarın'ın sonuna hangi fiili koyacağız. Umuyorum, mu? Yarın umduğumuz mu? Çok tehlikeli. Çok açık yer var. Kaçman çok kolay. Siyahlıklara saklanmak çok kolay. Yarınlara saklanmak kolay.Bilinmeyene inanmak, tüm bugünlerini yarınlara saklamak.Ben böyle ölmek isterim. Ben ölmek isterim. Ölmek isterim. Ben böyle isterim. Ölmek! -------------------------------------------------------------------------------- SENİ KISKANIYORUM Seni kıskanıyorum. içimde gurudan eser yok artık. Kıskançlığımın başladığı yerde yüreğim tertemiz oldu,aydınlandı,pırıl prırl şimdi.gururum,zaman zaman benliğimi saran kendini beğenmişliğim, güvenim ve inançlarım; hep seninle yaptığım savaşta yenildiler. Bir kıskançlık hissi kaldı içimde dipdiri ve her zamankinden daha güçlü. Kazandığın savaş onu da yenebildiğin anda bir zafer olacak , ancak o zaman 'kazandim' diyebileceksin. Fakat ben o duygunun bende fethedemedigi o son kalenin asla düşmeyeceğine inanıyorum. Bütün çabaların boşa gidecek seni sevdikçe kıskanacağım. Bir gün beni sevmemen bile bu savaşta tesir etmeyecek. O zaman asıl büyük yenilgiye doğru sen gideceksin. Sevgimi karşılıksız bırakman bana attığın son kurşun olacak. Açacağın büyük yaraya rağmen yıkılmayacağım. ölmeyeceğim anlıyor musun? Yine seni sevmeğe , yine seni kıskanmaya devam edeceğim.Beni tanımadan önce yaşadığın yıllar var ya ;onlarıda kıskanıyorum. düşün bensiz yasadigin bir dakikaya bile tahammülüm yok artık.Bir gün güzel bileğindeki o küçük saati parçalayabilirim, bensiz bir zamani sana bildirdiği için. Mümkün olsa bütün o dakikalari, o günleri sana yeniden yaşatmak isterdim Sana kıskanılmış zamanlar, mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin. Seni gören,güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada yaşadığını düşünerek ne korkunç bir şey anlayamazsın. Hele seni başkalarının da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemessin.Kıskançlığım bir hayvanın dişisini kıskanması değil. Mayamızda olan arzunun ötesinde bir şey bu.Ebediyen sahip olmak hissinin çok üzerinde bir ölümsüzlük çabası, bir sonsuzluk duygusu...Seni kıskanıyorum.Verdiğin huzursuzluğa rağmen bir kadını kıskanmanın büyük huzuru içindeyim.Oysa ben seni tanıyana kadar kıskançlığı daima ilkel bir duygu olarak düşünür, redderdim.Bu davranış belkide o güne kadar kıskanılmaya senin kadar değer bir insanı tanımamış olmanın verdiği eziklikten gelirdi.Şimdi o ezikliğin yerine bir kabına sığamamak var içimde, taşmak var. Sevginle tamamlandımsa verdiğin kıskançlıkla bütünlendim. Hep böyle kıskançlığımı besleyecek kadar güzel kal. Ümit Yaşar Oğuzcan -------------------------------------------------------------------------------- TUTSAK MELODİLER Odasında yapayalnız oturuyordu, ümitsiz. Acıyla kıvranarak uzanmıştı yatağına ayaklarını karnına dogru çekmiş sanki bu dünyadan tamamiyle kopmak istiyordu. Arkada hafif bir müzik eşlik ediyordu yalnızlığına. Asla çalamazsın diyordu askın tutsak notalarını. Evet çalamazdı hiç kimse ne de kelimelere dökebilirdi içindeki duyğuları. En azından onun söylediği buydu. Tek bir notayla ağlatmak isterdi tüm dünyayı. Nerden takılmıştı bu fikir aklına. Kim bilir belki bir filmde duymustu ya da uzaklardan rüzgarın getirdiği yalnız bir müzisyenin sesinden kulağına çalınmıştı. Şiddetle yağan yagmurun iceri girmemesi icin sıkıca kapatmıştı bu gece gönlünün kapılarını. Mutluluk ve sevinci yağmurun altında islanmaya bırakmıştıç Her zamanki gibi hüzün ve gözyaşıydı misafirleri. Sadık dostları...... saatlerce oturur acıyla kanayan yarasını kırbaçlayanı anlatırdı onlara. Dinlerlerdi sessizce , asla cevap vermezlerdi. Kulaklarını çınlatan bu sessizlik onu çileden cıkarırdı, deliler gibi hıçkırarak ağlamaya iterdi. Ama bırakın cığlığı, tek bir ses bile çıkaramazdı ağzından. Korkardı cünkü birileri duyar diye. Sadece birkaç kırık nota doldururdu odasını. Onu bu karanlık odaya getiren, anlamsız harfler karaladığı saman kağıtlarını damla damla ıslatmasına sebep olan belki de çoktan geçmiş tualin başına rüzgarda özgürce dalgaları yararak ilerleyen gemiler çiziyordu kendi kendine dünyayı umursamadan. Keşke acı dolu gözlerine bakıp görseydi içindeki çığlıklar atanı. Gitmek isterdi hep buralardan. Terketmek isterdi bu karanlık odayı. Peşinde sadece havada uçuşan ıslığına takılmış birkaç nota... Ayak izlerimi geçtim derdi, belki ıslığımdan kopup gelen birkaç notayı takip eder de bulur beni.. Kalkmak istedi yatağından, ama yapabildiği tek şey gözlerinden önündeki kağıda birkaç damla daha yaş düşürmek ve dizlerini karnına daha çok çekmek oldu. Günler olmustu birşeyler karalamayalı küçük defterine belki de haftalar geçmişti çoktan. Zaman kavramı yoktu onu tanıdığından beri. Gözyaşlarıyla çentikler atıyordu duvarlara sanki. Eski sadık dostları konuştular o gece ilk defa ya da birkaç dakika önce odasını ziyaret eden beyaz önlüklü hemşirenin verdigi ilaçlardan dolayi uyuşan beyni ona oyunlar oynamaya basladı. Canlandılar sanki karşısında oturup seyrettiler onu uzun uzun. „ şu kendine yaptıklarına bak" dediler. Gözyaşları alay ettiler onunla. Hüznüyse sadece durup karşısında gülmekle yetindi ona. Açıldı birden gönlünün kilitli kapıları sadık dostları da sevinç ve mutlulukla beraber yağmurun altında uzun bir yürüyüşe cıktılar. Aynı çizdiği gemilerin birine binip birkaç notacığı kovalamaya giden ve bir daha asla geri dönmeyen en sevgili dostu gibi. Gözyaşları ve hüznü de yalnız bıraktılar onu. Ve her yer karardı....karardı......karardı.... sadece aşkın tutsak notalarını anlatmaya çalışan bir melodi kaldı içinde.... -------------------------------------------------------------------------------- Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbirşeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçektende çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce baskasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'ı da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi.Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı: "Büyük kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak - mektuplaşmak istiyorum.Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum." Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya baslandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor,yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı.2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı. "Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen" diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. "Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım." dedi.Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi.Uzun boylu, çok güzel vücutlu, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiçbirşey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve "Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?" diye sordu. Tam o sırada güzel kadının omuzunun üzerinden arkasındaki yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı,tozlu uzun pardisesü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, "Merhaba Holly" dedi gözlerinin içi gülerek. "Pardon" dedi kadın. "Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş..... -------------------------------------------------------------------------------- Kendi Yıldızını Bulmak Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış.çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış.bir gün sahilde yürürken plaja doğrubaktığında danseder gibi hareketler yapan bir insan silueti görmüş.başlayan güne dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış.yaklaştıkça bunu bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. birkaç adım koşuyor,yerden birşey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş.biraz daha yaklaşınca seslenmiş: -günaydın ,ne yapıyorsun böyle ? genç adam durmuş,başını kaldırmış ve cevap vermiş: -okyanusa deniz yıldızı fırlatıyorum. -sanırım şöyle sormalıydım,demiş bilge adam ....neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun?... -güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor eğer onları atmazsam ölecekler.... -ama delikenlı görmüyormusun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı deniz yıldızıyla dolu.hiç birşey farketmez .genç adam kibarca dinlemiş,eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış. -bunun için farketti.... bu cevap bilgeyi şaşırtmış.ne söyleyeceğinibilememiş.geriye dönmüş,yazısının başına geçmek üzere kulübesine girmiş.gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş.aklından çıkarmaya çalışmış bir türlü olamamış .nihayet akşama doğru farketmişti ki o koca bilim adamı ,o büykü şair ,o gencin davranışının özüne kavrayamamış .çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil,evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış.utanmış o gece sıkıntı içinde yatmış.sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış.yataktan kalkmış,giyinmiş ve o genci bulmuş.ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş. hepimize bir fark yartama yeteneği verilmiştir.eğer biz o genç adam gibi bu yeteneğimizin farkına varabilirsek ,görüş gücümüz sayesinde geleceği şekillendirme kudretini elde edebiliriz. hepimiz kendi deniz yıldızımızı bulup fırlatmalıyız onu okyanusa........ -------------------------------------------------------------------------------- Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... -------------------------------------------------------------------------------- Bizi kendilerine hep yabancı, aykırı gördüler Kapım önce açılıyor,sonra kapanıyor...Merdivenlerden inişini,ayakseslerini duyuyorum. Yüreğindeki sıkıntıyı, o ürkek yorgunluğunu, birazdan kentin o karanlık akıntısına bırakacağın ruhunun telaşlı sancısını duyuyorum buradan. Bizi gözeten o büyü hızla eksiliyor hayatımızdan . Artık aşkımız bizi korumuyor,sevgili, biliyorsun. Eksik ,kaçak,korkak yaşıyoruz kimbilir ne zamandır,birbirimizden gizlice ... Aşklar sahiplerine ,onların yazgılarına,öykülerine benzer sevgili. Bizim de aşkımız ürkek, yaralanmış çocukluğumuz gibiydi: Hoyratlıklardan,kabalıklardan,duygusuz dalgınlıklardan sonsuz alınganlıklara kapılıp hep arka odalara çekilen ... Bu hayat ,bize nasıl acımasız ve hoyrat davrandıysa biz de kendimize ve aşkımıza öyle davrandık sevgili. Birbirimize yaptıklarımızı nasılsa bir gün unuturuz ,unutulur sandık. Zamanın bağışlayıcı olduğunu ve her şeyi yoluna koyacağına inandık. Ne çok yanılmışız! Meğer zaman aşkların en acımasız tanığıymış. Ömür gibi ,insanın aşkına gösterdiği hoyratlığı da sınırlıymış. Meğer o aşk,hayatımızın tek kristaliymiş sevgili. Şimdi seslerimizi örten tesellisiz hüzünlerden,sıkıntılı kaygılardan,bizi zehirleyen kuşkularımızdan anlıyoruz bunu, gidişin bir vedaysa, ve artık hazırsak o büyük ayrılığa; yeni bir hayat kurana dek,eminim yine de birbirimizden, üzerine acılarımızın gölgesi vuran tarihimizden ,paylaştığımız o kutsal sırdan güç alacağız. Biliyorum,şimdi benden çok uzakta ,bir başka şehirde de olsan,sen de benim gibi çaresiz bir fahişeyi sürükleyerek götüren polislere öfkeyle karşı koyacaksın. Yaşlı, düşkün insanlarla,kimsesiz çocuklarla paylaşacaksın elindeki avucundaki son parayı... Kürtleri,azınlıkları,kadınları,eşcinselleri aşağılamak isteyenlere sen de benim gibi karşı koyacak, belki de öfkelenip onların bulunduğu yeri lanetli bir protestoyla terkedeceksin. Biliyorum, sen de benim gibi,insanların savaşlardan uzak ,barış içinde yaşamalarını sağlamak için ne kadar hayalci ve ne kadar sonucu umutsuz da olsa bir takım etkinliklere katılacak, çocuksu ve en çok da hüzünlü dernek binalarında ,ne yapmalı,nasıl yapmalı diye kendini hırpalayacaksın. Sen de benim gibi hep o saatlerde ,göğsüne bastırdığın bir kitapla unutulmuş bir tren istasyonuna ,ya da terkedilmiş bir kıyı kahvesine gidip ,insanların birbirlerine bu denli duyarsız ve aşklarına karşı bu denli hoyrat olmalarının sebebini ıstıraplarını yitirdiklerine bağlayacaksın. Sımsıcak,kor gibi olan ve hayata çırılçıplak dokunmalarını sağlayacak olan ıstıraplarını... Biliyorum, birisinden çok etkilensen , o insan seni yaralı çocukluğu ,yazgısı ve öyküsüyle içini acıtsa,bu acının o coşkulu hüznünü daha da derinden hissedebilmek için bir süre sonra sen de benim gibi içinden "o şimdi gitse ve ben onu özlesem" diyeceksin(1) Birisi sana, kimi insanlar neden intihar eder diye sorduğunda,eminim senin de hemen aklına ikimizin de günlerce unutamadığı o film gelecek hemen: Hani sevdiği adama duyduğu o yoğun ,o tutkulu aşkın bir gün biteceğinden korkup, böyle bir şeyi yaşamamak için, kendini sulara atan kadını ve sevdiği adamı anlatan o şiir ve keder yüklü film....(2) Biliyorum, çok uzaklarda da olsan ,tıpkı benim seni düşündüğüm gibi sen de beni düşüneceksin. Korkularımı,sancılarımı, o yarım kalan arzularımı,yenilgilerimi...Bu zorba ,bu adaletsiz sistemde ayakta kalabilmek,iyi,kötü işimi sürdürebilmek ,karnımı doyurabilmek için katlandıklarımı, susup içime attıklarımı... Gidişin bir vedaysa,artık hazırsak o büyük ayrılığa ve bizi birbirimize bağlayan,ama yine de altında kaldığımız anılardan yorulmuş olsak da, yine de geriye bir tek şey kalacak sevgili, bir tek o garip, o tuhaf sır: Bu ülkedeki insanların çoğunluğu, ikimizi de kendilerinden saymadılar. Ne yapsak, ne etsek bizi hep yabancı ve aykırı gördüler. İşte sana bu yüzden azınlık ve aykırı bir duyguyla yeniden ve hep tekrar tekrar aşık olmak isterdim. -------------------------------------------------------------------------------- Bir ask hikayesi.. Daha henüz 18 yasindaydi, ama hayatinin sonundaydi. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmisti. Kahir içinde eve kapamisti kendini..Sokaga çikmiyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardi bütün hayati.. Bir gün fena halde sikildi, dayanamadi, atti kendini sokaga.. Bir yigin vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkani da geride birakmisti ki, bir an durdu. Geri döndü, kapidan içeri, gözüne hayal meyal takilan genç kiza bir daha bakti. Kendi yaslarinda harika bir genç kizdi tezgahtar.. Hani ilk bakista ask derler ya, öyle takilip kalmisti iste.. Içeri girdi.. Kiz gülümseyerek kostu ona.. "Size nasil yardim edebilirim" diye.. Nasil bir gülümsemeydi o.. Hemen oracikta sarilip öpmek istedi kizi..Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rastgele bir plagi isaret ederek.. "Evet.. Su CD'yi bana sarar misiniz?.." Kiz CD'yi aldi, içeri gitti. Az sonra paket edilmis geri geldi. Aldi paketi, çikti dükkandan, evine döndü, açmadan dolabina atti.. Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana.. Gene bir CD gösterdi kiza, sardirdi, aldi eve getirdi, atti paketi dolaba, gene açmadan..Günler hep alinip sardirilan CD'lerle geçti.. Kiza açilmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açildi sonunda.. Annesi "Git konus oglum, ne varbunda" dedi.. Ertesi sabah bütün cesaretini topladi. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kiz gülerek aldi plagi. Arkaya gitti, paketlemeye. Kiz içerdeyken bir kagida "Sizinle bir gece çikabilir miyiz" diye yazdi, altina telefon numarasini ekledi, notu kasanin yanina koydu gizlice.. Sonra paketini alip kaçti gene dükkandan.. Iki gün sonra evin telefonu çaldi.. Anne açti telefonu.. CD dükkanindaki tezgahtar kizdi arayan..Delikanliyi istedi.. Notunu yeni bulmustu da.. Anne agliyordu.. "Duymadiniz mi" dedi.. "Dün kaybettik oglumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oglunun odasina girebildi sonunda.. Ortaliga çeki düzen vermeliydi.Dolabi açti.. Oraya atilmis bir yigin açilmamis paket gördü.. Paketleri aldi, oglunun yatagina oturdu ve bir tanesini açti.. Içinde bir CD vardi, bir de minik not.. "Merhaba.. Sizi öyle tatli buldum ki.. Daha yakindan tanimak istiyorum.. Bir aksam birlikte çikalim mi..Sevgiler.. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açti.. Onda da bir CD ve bir not vardi.. "Siz gerçekten çok tatli birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artik..sevgiler.. Jacelyn!.." -------------------------------------------------------------------------------- BIR SIIR VE BIR ASK HIKAYESI Universiteli delikanli Kolejli kiza bir voleybol macinda rastladi. Okul salonundaydi mac. Tribunsuz,minik bir salon..Seyircilerle, oyuncular arasinda, sahanin cizgisi vardi sadece.. O kadar yakindilar..Delikanli, bu tatli, bu guzel, bu dunyalar sirini kizi ilk defa göruyordu takimda..Hoslandigini, fena halde hoslandigini hissetti. Az sonra bir seyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maci degil, o guzel kizi izledigini..Kiz servis atarken hemen önunden gecti. Göz göze geldiler.. Kiz gulumsedi.. Delikanli, cok populerdi o yillarda.. Kiz onu tanimis olmaliydi. Kim bilir, belki kiz da ondan hoslanmisti.. Belkide delikanli öyle olmasini istedigi icin ona oyle gelmisti..Set degisip, takim karsiya gidince, delikanlida yerini degistirdi, oda karsiya gitti.. Ucuncu sette tekrar eski yerine dondu.. Kizda gidis gelisleri fark etmisti galiba.. Bir defa daha gulumsedi. Manidar.. "anladim" der gibibir gulumseyisti bu.. Delikanli o hafta boyu hep bu dunyalar sirini kizi dusundu.. Pazar gunu, sabahin korunde kalkti, erkenden oynanacak maci, ne maci canim, o dunyalar sirini kizi gormek icin..Delikanli artik kizin hicbir macini kacirmiyordu.. Dahasi.. Ankara Koleji'nin her dagilis saatinde, okul civarinda oluyordu, onu bir kez daha gormek icin..Karsilastiklarinda, hafif cok hafif bir gulumseme, cok minik bir bas egmesi ile selamlasir olmuslardi.. Bir defasinda, yaptigina sonra kendiside gunlerce guldu.. O gun gene tesadufmus gibi, okul dagilimi kizin karsisina cikmis, gulumseyerek selamlamis, sonra arka sokaklara dalip, yildirim gibi kosarak, bir blok otede gene karsisina cikmisti..kiz bu defa, iyice gulmustu.. Karsisinda, sozum ona agir agir yuruyen, ama nefes nefese delikanliyi gorunce..Delikanli, voleybol takiminin kaptanini iyi taniyordu. Arkadastilar. Sonunda butun cesaretini topladi, kaptana acildi.. O kizdan fena halde hoslaniyordu. Galiba kiz da ona karsi bos degildi. Bir yerde, bir sekilde tanismalari gerekiyordu.. O zamanlar,bu isler boyle oluyordu cunku..Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu guzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermistik zaten.Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanisirsiniz..""Mutluluk iste bu olmali" diye dusundu delikanli.."Mutluluk iste bu.." Ve konser gunune kadar geceleri hic uyuyamadi.. Konser gunu de hic ama hic unutmadi.. O ne heyecandi öyle..Konserin verildigi sinemanin kapisinda tanistilar.. El sikistilar.. O guzel ele dokundugu ani da hic unutmadi delikanli.. Kaptan, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yapti. Delikanli ile dunyalar sirini kiz yan yana dustuler. Inanamiyordu delikanli.. Onunla nihayet yan yana oturduguna, onun sicakligini hissettigine, onun nefesini duydugunainanamiyordu.. Biraz once tanisirken tuttugu el, bir karis otesinde oylesine duruyor, delikanli,sahnede dunyanin en romantik sarkisi soylenirken o an dunyanin butun sarkilari dunyanin en romantik sarkisiydi ya o eli tutmak icin oylesine buyuk bir arzu duyuyorduki icinde.. Ama uzatamiyordu iste elini.. Her sey boyle iyi giderken, yanlis bir hareketle, onu urkutebileceginden, incitebileceginden oylesine korkuyorduki.. Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyusmus gibi, uzandi.. Kolunu kizin koltugunun arkasina koydu.. Kizin omuzuna degil.. Koltugun uzerine.. Sonra kiz arkaya yaslandi.. Bir kac sac teli, delikanlinin elinin uzerine dokundu..Kalbi yerinden firlayacak gibi atiyordu artik genc adamin..Dunyalar sirini kizin saclari eline dokunuyordu cunku.. Konserden cikarken, kiz, sakalasti.. "sizi her macimizda goruyoruz. Alistik nerdeyse.. Yarin Adana'da macimiz var.. Gozlerimiz sizi arayacak.." Hayir, aramayacakti.. Delikanli o anda kararini vermisti cunku..Cebinde onu otobusle Adana'ya goturup getirecek, hatta ogle yemeginde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardi.. Gece yarisi kalkan otobuse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Mac saatine kadar basi bos dolasti. Salona erkenden girdi, en on siraya tam servis kosesine en yakin yere oturdu.. Takimlar sahaya cikarken, salondaki en heyecanli seyirci oydu. Mac falan degildi sebep tabii.. Ilk sette kiz farkinda bile degildi onun.. Nerden olsundu ki.. Ikinci sette obur tarafa gittiler.. Donduklerinde, ucuncu sette kiz farketti delikanliyi.. Yuzunde cok ama cok saskin bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardi sanki..Ankara'nin hele Kolejde cok populer bu delikanlisinin onun icin ta oralara geldigini bilmenin gururu.. Mac bitti. Kiz soyunma odasina, delikanli garajlara gitti. Tek kelime konusmadan.. Konusmaya gelmemisti ki.. Kiz "keske orada olsaydin" demisti. O da olmustu iste..Hepsi o.. Ona o kadar cok sey soylemek istiyordu ki aslinda.. Bir gun universite kantininde gazete okurken, ic sayfalarda bir siire rastladi. Daha dogrusu bir siirden alinmis bir dortluge.. Soylemek istedigi hersey bu dort satirda vardi sanki.. Bembeyaz bir karta yazdi o dort satiri..Ogleden sonrayi zor etti, Kolejin onune gitmek icin.. Kizin karsidan geldigini gordu. Kosarak yanina gitti. "Bu sana" diye karti eline tutusturdu ve kayboldu ortadan.. Kiz, Necip Fazil'in dort satirini okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahi Ve ne genc oluyu mezar Ne de seytan bir gunahi Seni bekledigim kadar!.." Ertesi gun ogleden sonra, tarif edilemez heyecanlar icinde Kolejin onundeydi gene.. Kiz karsidan geliyordu.. Bu defa yaninda arkadaslari yoktu. Yanlizdi..Yaklastiginda isaret etti delikanliya.. Gozlerine inanamadi genc adam.. Onu yanina mi cagiriyordu yoksa.. Evet, cagiriyordu iste.. Kalbinin duracagini sandi yaklasirken.. "Sana bir seyler soylemek istiyorum" dedi kiz.. Oda heyecanliydi, belli.. "Bak iyi dinle.. Dunku satirlar icin cok tesekkurler.. Herhalde hissettin,bende senden hoslaniyorum. Ama senden evvel tanidigim birisi daha var.Ondanda hoslaniyorum ve henuz karar veremedim, hanginizden daha cok hoslandigima.. Ve de su anda, onu terketmem icin bir sebep yok." "O zaman karar verdiginde ve de eger sectigin ben olursam, hayatinda baskakimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanli ikiletmeden.. Ayrildi kizin yanindan.. Bir daha voleybol macina gitmeden, bir daha okul yolunda onune cikmadan.. Bir daha onu hic gormeden.. Yillarca sonra Levent'in soyleyecegi sarkida ki Sezen'in sozlerini o o zaman biliyordu sanki. Ask onurluolmaliydi.. Gunlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tipki, kiza verdigi o dortlukteki gibi bekledi.. Hastanin sabahi, seytanin gunahi bekledigi gibi bekledi..Heyecanla bekledi. Hirsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen ofkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Baska hic kimseye bakmadan, baska hic kimseyi bulmadan bekledi. Bir gun bir siir antolojisinde siirin tamamini buldu.. Iki dortluktu siir.. Ilki kiza verdigi.. Bir ikinci dortluk daha vardi o kadar.. O dortlugude bir kartin arkasina dikkatle yazdi.. Cebine koydu.. Bekleyis suruyor, suruyordu.. Okullar kapandi, acildi.. Aylar, aylar gecti.. Birgun delikanli kizi aniden karsisinda gordu.. "Gunlerdir seni ariyorum"dedi. "Gunlerdir seni ariyorum. Iste sana haber.. Artik hayatimda hic kimseyok!.." "Yaa" dedi delikanli.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan olesiye carparken, aylardi olesiye bekledigi an gelip catmisken, agzindan sadece bu ses cikmisti.. "Yaaa!.." Cebinde artik iyice eskimis karti uzatti kiza.. "Sana bir siirin ilk dortlugunu vermistim ya bir gun" dedi.. "Bu da sonu onun.." Sonra yurudu gitti, arkasina bile bakmadan.. Kiz ikinci dortlugu oracikta okurken.. "Gecti istemem gelmeni Yoklugunda buldum seni. Birak vehmimde golgeni Gelme artik neye yarar!.." Aradan yillar, cok ama cok uzun yillar gecti. Delikanli bugun hala dusunuyor.. O uzun, cok uzun bekleyis mi oldurmustu askini?. Ya da beklerken, olesiye beklerken hayalinde oylesine bir sevgili yaratmisti ki, artik yasayan hic kimse bu hayali dolduramazdi.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canli tutmak icin mi, canlisini silmisti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir siirin romantizmine mi kapilmis, bir delikanlilik jesti ugruna, mutlulugunun uzerinden oylece yuruyup mü gitmisti, acaba? Delikanli bu sorularin yanitini bugun hala bilmiyor.. Bilmedigini de en iyi ben biliyorum..Cunku, delikanli, bendim!.. HINCAL ULUC |
||
|
|
||
|
|
||